10 Kasım 2014 Pazartesi

I Don’t See Any Borders, Do You?

Küçüklüğümden beri, ne zaman canım sıkılsa, ne zaman umutsuzluğa kapılsam Ay’da oturup Dünya’yı izlediğimi hayal ederim. O minicik yuvarlak topun içerisindeki minicik bir şey olduğumu fark eder, üzüldüğüm şeyin ne kadar önemsiz olduğunu düşünürüm. Bu düşünce, biraz da olsa ruhumu hafifletir ve üzüntümü azaltır. Bir anlık mutlu olmamı sağlar.
Söz konusu ülkeler ve sınırlar olduğunda da aynı hayali kurarım. İnsanların ülke kavramını neden kabul ettiğini hayatım boyunca anlayamadım. Ülke, benim kabul etmediğim ve karşı çıktığım kavramların başında gelir sanırım. İnsanlığın en büyük düşmanı olarak görürüm, sevemem.
Bazen, İrlanda’ya kadar yürüyüp, yolculuk sonunda ilk biramı Dublin’de içmek istiyorum. Budapeşte’de, Zincir köprüsünde oturup müzik dinlemeyi, ya da Bangladeş’te insanlarla sohbet etmeyi düşünüyorum. Sonra tüm bu düşüncelerimin karşısındaki en büyük engellin sınırlar olduğu aklıma geliyor, kızıyorum.

Bir şeyler yapabilmek için birilerinden izin almak, bana göre bir şey değil. Böyle bir durumda olduğumuzu düşündükçe, özgürüm diyemiyorum. Bu yüzden hayatım boyunca kendimi hep yarı-özgür hissettim ve bu söylediklerimi yapamadığım her gün böyle hissetmeye devam edeceğim.

Umarım bir gün gelir, insanlar bir yerlere gitmek ya da bir şeyler yapabilmek için birilerinden izin almak zorunda kalmaz. Umarım bir gün gelir, dünyadaki tüm ülkeler yıkılır.

23 Mayıs 2014 Cuma

"And now i'm hard, too hard to know..."






Fiona Apple'ın müziği hayatıma Pleasantville filmi ile girdi. İyi ki de girmiş. Film için tekrar yorumladığı The Beatles'dan "Please Send Me Someone to Love" parçasının bende yarattığı etki inanılmaz.

      Sonraları, Fiona Apple'ın şarkıların -maalesef- İngilizcemi geliştireceğini umarak dinlemeye başladım. Evet, maalesef diyorum çünkü bu harika parçaları bu şekilde yorumlamak çok da hoş değil. Sonunda bir şekilde kendime geldim ve şarkıların sözleri bende derin izler bırakmaya, "ben"i bulmaya başladı. Başlığa da eklediğim bir satır gibi.

      Fiona Apple 1997'de MTV Video Müzik Ödülleri'nde "En iyi yeni sanatçı" ödülünü alırken ben henüz beş yaşındaydım. Üç yıl önce, internetten ödül törenini izledim ve şu sözlerini bir kağıda yazdım:

- "Bu dünya saçmalığın ta kendisidir ve bizim havalı olduğunu düşündüğümüz şeyler, bizim giydiklerimiz ve bizim söylediklerimizi kendi hayatınız için örnek almamalısınız."

    (Sonrasında bu sözlerin basın tarafından acımasızca eleştirildiğini de atlamamak gerekiyor.)


     Fakat sonradan öğrendim ki bu sözler yalnızca beni etkilememiş, yalnızca ben yazmamışım. Fiona Apple'ı bazı sayfalarda araştırırken bu sözlerine sıkça yer verildiğini gördüm. Ve hayranlığım daha da arttı. Dediği gibi: Havalı olduğunu düşündüğümüz şeyler saçmalığın ta kendisi.


     Bazen kendimi-kendimizi fazlaca önemsediğimizi fark ediyorum. İşte, asıl bu saçmalığın ta kendisi. Kendimizi yücelttikçe karmaşık hale geliyoruz. Sonra da aklıma şu sözler geliyor:


"And now i'm hard, too hard to know..."

16 Mart 2014 Pazar

Riva olmak.



"Hiçbir zaman, hiçbir zaman bir yıldız olmayı hayal etmemiştim."

                                                                           -Emmanuelle Riva-