27 Ağustos 2013 Salı

karma

bir haftadır bir işle uğraşıyorum. cinsel saldırı, tehdit, hakaret, taciz, şantaj, özel hayatının gizliliğini ihlal, kişi sükununu bozma ne ararsan var. kaç yıl oldu ben unuttum, birinin karşımda hıçkıra hıçkıra ağlayarak bir şeyler anlatmaya çalıştığını. dinleyeyim mi, teskin mi edeyim, daha fazla anlatmasına engel mi olayım bilemedim. siz içinizi ferah tutun, kendinizi de üzmeyin, ne gerekiyorsa yapacağım dedim. tehditlerin ardı arkası kesilmiyor, kadının başına yakınlarda bir iş geleceği de bariz. peşini bırakmayayım da bir an önce elle tutulur bir şeyler yapılsın diye aceleyle hazırladım dilekçeyi, koştura koştura gittim adliyeye. dilekçemi verdim, dosya yarın savcıda olur dediler. ertesi gün gittim, dosya genel soruşturma bürosuna tevzi edildi dediler. soruşturma bürosuna gittim, dosya geldi ama henüz savcı ataması yapılmadı dediler. ertesi gün bir daha gittim, savcısının kim olduğunu öğrendim. savcının yanına gidip iki dakikanızı alabilir miyim dedim, iki dakika bekleyebilir misiniz dedi. çıktım dışarıda kırk beş dakika bekledim. dayanamadım girdim tekrar içeri. "siz bekliyor muydunuz" gibi şahane bir soruyla karşılaştım. anlattım mevzuyu. "dosya bana henüz gelmedi, gelsin de bakarız" dedi. ertesi gün tekrar gittim. emniyet müdürlüğüne yazılan yazıyı elden götüreyim, biraz hızlansın işler dedim. eksik olmasınlar verdiler evrakları. gittim ilçe emniyet müdürlüğüne. kaydını yapın da karakola elden götüreyim yazıyı dedim polis memuruna. yazının havalesinin yapılması lazım, siz beklemeyin boş yere, biz göndeririz karakola dedi. bu havale dediğiniz işlem demek bu kadar uzun sürüyor öyle mi dedim, evet uzun sürüyor, hem siz niye acele ediyorsunuz ki bu evrak burada altı ay kalmaz merak etmeyin dedi. evrak değil mi dedim, o elinde tuttuğun sadece evrak. zaten bunu göndereceğim arkadaşın elinde binlercesi vardır, işin bir aciliyeti yok dedi. bıraktım evrakları, çıkıp gittim.

sonra nasıl robotlaştığımızı düşündüm. bir yeri aradığımızda duyduğumuz şeyin sadece bir ses, başımızda bekleyenin garson, yerleri süpürenin çöpçü, dişi çekilenin hasta, dişi çekenin hekim, arabayı sürenin şoför, işlem yapanın memur, elimizde tuttuğumuz şeyin nasıl sadece bir evrak haline geldiğini, her şeye nasıl alıştığımızı, her şeyin nasıl mekanikleştiğini, insan denen kanlı canlı varlığın üzerinin bir sıradanlıkla nasıl sarılıp naylondan bir şeye dönüştürüldüğünü de. bir kağıdın nasıl başının belada olduğunu anlatamadığına, nasıl hıçkıramadığına, nasıl derdini anlatamadığına bir kere daha şahit oldum. kağıdı ve kalemi onca sevmeme rağmen, aslında nasıl da nefret edilmesi gereken şeyler olduğunu fark ettim.

yarın bir gün haberlerde bir kadın cinayeti daha işlendi gibi bir haber duyarsanız, rica ederim kendinizi üzmeyin.
olan sadece kağıtlara oluyor, onlar insan değil.